28 Ağustos 2014 Perşembe

İstanbul'un Kanlı Fethi

“İstanbul muhakak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdâr ve ordu ne mükemmel insanlardır.”

Kaynak Linki : http://www.meleklermekani.com/threads/hz-muhammed-s-a-v-fatih-sultan-mehmet-icin-hangi-sozleri-soyledi.227740/

Peki bu hadîs-i şerîf kime göre neye göre doğrudur ? İşgallerde eğer tam saldırı emri verilirse ordaki evler dahil içindeki herkes yağmalanır, köle edilinir ve öldürülür hoşgörü politikası hiç bir zaman uygulanmadı ama bu politika mecazi olarak uyguladıkları kişiler ise zenginlerdi.

[b]İSTANBUL’UN FETHİ/İŞGALİ

“İstanbul feth/işgal edildikten sonra II. Mehmet bir ferman yayınlıyor ve bu fermanda Constantinople’de yaşayan herkesin canına malına ve namusuna dokunulmayacak, bütün gayrimüslimler Osmanlı’nın koruması altında olacaktır” yalanı Türkiye’de resmi tarihte geçmektedir. İlginç olan, II. Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra Constantinople’nin en büyük kilisesi Ayasofya’yı camiye çevirmesi Türkiye’de doğalmış gibi anlatılmaktadır. Hem başka bir dinin mabedini kendi dinin mabedine çevireceksin hem de II Mehmet’in hoşgörülü olduğunu söylemeyi sürdüreceksin. Yine Sana ait olmayan bir şehri alacaksın ve buna fetih diyeceksin, işgal demeyeceksin ama başkası aynı şehri 13 Kasım 1918 de almaya kalktığında buna işgal diyeceksin. Esasında işgal ile fetih aynı manayı ifade etmektedir. Sana ait olmayan bir şehri zorla ele geçirmeye alan açısından fetih, şehri kaybeden açısından işgaldir.

İstanbul’un fethi/işgali ile ilgili Halil İnalçık’ın “Tarihçilerin Kutbu” ve Erdoğan Aydın’ın “Fatih ve Fetih: Mitler ve Gerçekler” kitaplarında ayrıntılı bir bilgi verilmektedir. Constantinople, Osmanlı tarafından alındıktan sonra ki aşama için Erdoğan Aydın ne yazmış bakalım.

“Türkler şehirdeki pek çok Hıristiyan’ı kılıçtan geçirdiler. Yollar sanki yağmur yağmış gibiydi ve dereler kadar kan akıyordu. Gerek Hıristiyanların gerek Türklerin ölü vücutları Çanakkale denizine atıldılar. Bunlar kanallardaki havuzlar gibi suyun üstünde yüzüyorlardı (s.68)

Fetih sonrası talan meselesinde Aydın diğer yazarlardan aktarmalar yapmış:

“ … yataklarında uyuyan kadınlar karabasanlar yaşamışlardır. Elleri insan kanıyla boyanmış kılıçlı insanlar, rastlantı sonucunda bir araya gelmiş olan bu her ırk ve milletten oluşan kalabalık, vahşi hayvanlar gibi evlere girmişler, kadınları acımasızca sürükleyerek caddelere çıkarmışlar ve orada kendilerine her türlü kötülüğü yapmışlardır … Ve kiliselerin kirletilmesi, yağmalanması … böyle bir şey nasıl anlatılabilir ki? İkonaları ve kutsal emanetleri ve diğer eşyaları saygısızca yere fırlattılar … bazılarını ateşlere atarken, diğerlerini parçalayıp sokaklara saçtılar. Eski zamanın kutsal ölülerinin mezarları açıldı ve kemikleri parça parça edilip sokaklara atıldı. Kutsal kupaların kimi içmek için kullanıldı, kimi eritilip satıldı … ” (1)


“ … güneş doğalı çok olmamıştı ki, şehir Türkler tarafından ele geçiriliyor ve yağma başlıyor; mukavemet gösterenler öldürülüyor, ihtiyarlar ve cüzamlılarla hasta kimseler parça parça ediliyordu. Teslim olanları esir alıyorlardı.” (2)

“Küçükler ve çok yaşlılar para etmedikleri için orada öldürüldü. Erkekler iplerle bağlandılar, kadınlar ikişer üçer kişilik gruplar hâlinde birbirlerine saçlarından bağlandılar. Bizanslı görgü tanıkları, küçük kız ve oğlanların sunak masaları üstünde ırzlarına geçildiğini ve büyük kilisenin onların çığlıklarıyla çınladığını anlatırlar.(3)

Bunları hemen hemen aynı açıklıkla Osmanlı tarihçileri de yazmışlar:

“ … Şehrin içine girdiler. Yağma ve talan ettiler. Oğlanlarını, kızlarını ve mallarını alıp esir ettiler. Sultan Mehmet dahi evleri için yağma buyurdu. O sırada tutabilen tuttu. Müslümanlar şöyle mala gark oldular ki, İstanbul’un yapıldığı 2400 yıldan beri toplanan mal hep gazilere nasip oldu. Üç gün yağma ettiler. Üç günden sonra yağmayı yasakladılar.” (4)
“Hisar fetholundu. İyi yağmalar ve doyumluklar oldu. Altın, gümüş ve mücevherler ve her türlü kumaşlar gelip pazara döküldü. Satmaya başladılar. Halkını esir ettiler. Tekfurunu öldürdüler. Güzel kızlarını gaziler bağırlarına bastılar.” (5)

Bu Konuda Emine Çankara’ın kitabında da İstanbul’un alındıktan sonra nasıl yağmaladığı anlatılmaktadır:

" O zaman Fatih'in yanında, meşhur Beylerbeyi Hamza Bey'in oğlu, Mahmut Paşa'nın katibi Tursun Bey. Tursun Bey Tarih-i Ebu'l-Feth'de gerçeği anlatıyor. İmparatorlar o zaman kırmızı çizme giyerlerdi. Ölüsünü çizmelerinden teşhis ediyor, getiriyorlar. Fatih fetihte saltanat rakibi Emir Süleyman oğlu Orhan'ı da yakalattı ve idam ettirdi. (...)  Orhan, Bayezid'in oğlu Süleyman Çelebi'nin oğlu. İstanbul'a sığınmış, sultanlık iddia ediyordu. Fatih'e karşı surlarda savaştı. Fatih'in ilk işlerinden biri imparatorun ölüsünü buldurmak ve Orhan'ı buldurup idam ettirmek.. Çelebi Mehmed'in soyundan gelenler saltanatın hakiki sahibidir, Fatih bu soydan gelir. Halbuki Orhan, Çelebi Mehmed'in kardeşi Süleyman Çelebi'nin oğludur."(6)

II. Mehmet’in İstanbul’u aldıktan sonra yağma yapmaması hem İslam hukukuna hem de tarihe aykırıdır. Şehir alındıktan sonra 3 gün yağmalanmıştır. O devirde savaşların nedenlerinden birisi de yağmaydı. Askerlerin savaşa gitme nedeni ganimet elde etmekti. Bu ganimetin içinde para, mal mülk olduğu kadar erkek ve kadın köle (cariye) elde etmek de vardır. Çünkü askerler bekârdır ve cariyeleri cinsel ihtiyaçları için kullanacaklardır ki biz buna günümüzde tecavüz diyoruz, köleleri ise esirciyan pazarlarında satarlardı. II. Mehmet (Fatih) kundaktaki on bir aylık kardeşi Ahmet’i boğdurmuştur, Hurifileri canlı canlı yaktırmıştır.



KAYNAKÇA: http://www.alfasorgulama.com/2013/11/istanbulun-karanlk-fethi.html[/b]

[b]Bu üstteki linki okuyun dediklerimi anlıyacaksınız[/b]

Şimdi bu hadîs-i şerîf de bir problem var Hz.Muhammet sizce bu kadar kanlı bir fetih için  ''Bu fethi yapacak hükümdâr ve ordu ne mükemmel insanlardır'' Hükümdara gelmeden önce bu ordu tamamiyle acımasız bir kesimden oluşmaktaydı çünkü bir çok savaştan geçen kişilerin merhametli olmasa beklenmezdi Peygamber efendimizin bir çok Merhamet, affetme vb hadisler varken sizce bunu demesi ne kadar mantıklıdır ?

Peki ben bunu nerden gördüm internette gezerken ''Bana öyle bir atan olsun ki Peygamber övgüsü almış olsun'' ne demek istediğimi neden araştırdığımı anlamışsınızdır. Açıkcası Osmanlı Devletini sevmem bir müddetten sonra Osmanlı Devleti ne kadar hoş gözle baksam da bana garip gelmeye araştırmaya sevk etmiştir. Cariyelere yapılanlar  köle kişilerin işkencelerde kullanılması, kardeş ölümlerinin caiz kalınması, kendi başlarına Kur'an-ı o döneme kendilerince alet etmeleri, insanları zorla Müslüman yaptırmalı fakat bu yapma olayı ise Müslüman olmayanlara iyi gözle bakılmaması sözde osmanlı devleti herkese eşit davranmış ne palavra!

Osmanlı Devleti benim için hiç durmak bilmeyen Dünyayı eline almak için durmadan savaşlar yapan ve en sonunda gözünü kör eden hırs kendilerini bitirmiştir.

Osmanlı Devleti hakkında baya bir bilgiye sahibim baya bir araştırmalara yazılara bana kimse bilgim hakkımda yorum atmasın çünkü cevaplamayacağım benim bilmek istediğim olay şu acaba bu hadis sizce gerçek mi ?


14 Mayıs 2014 Çarşamba

Soma'dan bir mektup...

Uzun zamandır bir yazı yazmıyordum şimdi ise yazdım umarım okursunuz...

Bir göçükte kalan bir maden işçisinin son mektubuydu bu..

1 gündür göçük altındayız kurtulmayı bekliyoruz, bir umut bekliyoruz görebileceğimiz bir ışıkdı, belki de bir daha göremeyeceğimiz bir süzme idi gözlerimizde. Kalplerimiz yanıyor şuan bir daha göremeyeceğimiz ailelerimiz,arkadaşlarımız ,doğmamış cocuğum hepsi mağdur kalıcaktı benden onları nasıl yalnız bırakabilirim ki ? Suçumuz neydi ki bizim 5 Tl'ye ekmek götürmek mi? yoksa hiçe sayılmayan bedenlerimiz miydi? yada birinin üstümüzden para kazanması mıydı suçumuz ?

İlerliyorum ağır ve ağır insanların bir umutla beklediği yardımı bekliyorum,duyuyorum Yerin 300 metre altında olsak bile evet evet ! duyuyorum o haykırışlarda bulunan, bir parça ekmek götürmek için buralarda çalışan evlatların, annelerinin seslerini duyuyorum.. kafamdan bir türlü çıkmıyor.

Biraz daha ilerliyorum bağıran insanlar duyuyorum, az ilerde ise kurtulamamış zehirlenmiş,kül olmuş ve acı çekerek ölmüş insanlar var etrafımda hepsinin seslerini duyuyorum. Birini görüyorum ilerde, yerde uzanarak yatan, yanına yaklaşıyorum kucağında bir bohça var sıkı sıkı sarılmış. Azıcık açtığımda ise şok oluyorum bir parça ekmeğe sarılmış yatıyor yerde o ekmekle birlikte yanına oturuyorum. Ekmeğe uzun uzun bakıyorum sanırım bir şeyler de görüyorum bazılarının bu ekmeğe muhtaç olmadığını görüyorum onlar için bayatlayıp yenmediğinde çöpe atılan bişeydi ya bizim için ? bizim için ise evde aç ailesini doyurmak için ölümü göze almış insanlar için umutdu o ekmek

Kahroluyorum bunları gördükçe üzülüyorum kafamı yukarı kaldırıyorum ve gözümü kapatıyorum hiç açılmayacak gibi..


Allah rahmet eğlesin bütün madenci işçilerimize..